Ne garip değil mi gece. Kimi zaman kasvetli, kimi zaman huzur dolu. Kimi zaman sessiz de, kimi zaman haykırışın tek yolu. Bazılarına zulüm, bazılarına ev.


Ne garip değil mi gece?

Evet, bende gece insanlarındanım. Gecenin huzurunu bilen, gece eğer bir şey hatırlatıyorsa bana sebebinin ben olduğumu bilen. Yıldızlardan döşeğine, bulutları sererek karanlığa saklanmayı, ayaza kesen şafak vaktini seven. Geceyi sevenlerdenim.

Yine gece oldu mesela ama bu sefer farklı. Şuan nedenini bilmediğim bir şekilde sadece konuşmak istiyorum. Hatta son 2 aydır sadece konuşmak istiyorum. Anlamsızca. Bir şey anlatmadan. Haklı olduğum tarafları göstermeye çalışmadan. Kavga etmeden. Direnmeden. Susmadan. Hiç susmadan konuşmak istiyorum. Bıraksanız kendi kendime dahi olsa susmadan konuşurum bu aralar. Hatta sanırım istediğim sadece kendimle konuşmak. Kendime kalmak.

Bazen hayat çok yorucu oluyor ve çevremize bölünmekten kendimizi unutur oluyoruz. Böyle zamanların başladığını mesela ben sürekli uykusuz kaldığımda anlıyorum. Erken de yatsam, geç de kalksam sürekli uykusuzsam eğer, diyorum ki bir problem var. Kabuğuma çekilmek istiyorum. Lakin ne mümkün! Yalnız kalmamak için sizin yalnızlığınızı kullanan insanlar arasındaysanız eğer bu gerçekten mümkün değil. Bu kesinlikle kötü bir şey değil zira hayat böyle ilerliyor. Herkesin neredeyse tek gailesi bu. Yalnız kalmamak.

İnsanları izliyorum, bazen gittiğim bir cafede veya yolda yürürken. Hatta bazen sadece insanları izlemek için gece şehrin kalabalık saatlerinde yürüyüşe çıkıyorum. Kaybolma peşinde herkes. Nedense hep en kalabalık mekanlar tercih ediliyor oturmak için, eğlenmek için. Daha köhne yerler hep göz ardı ediliyor. Niye? Yemin ederim anlamıyorum. Tek derdimiz ne zamandan beri insanların içine karışmak, herkesleşip yok olmak oldu?

Sanırım bu yüzden gece insanlarındanım ben. Çünkü gece olduğunda yalnız kalabilme ve herkesten ayrılabilme ihtimaliniz artıyor. Aklınıza milyon tane kelime geliyor. Hayaller geliyor ve keşkeler. Verecebileceğiniz tüm cevaplar yastığa başınızı koyar koymaz aklınıza gelir. Ve eğer benim gibi takıntılı bir adamsanız, her gece uyumadan önce Farid Farjad yada Evgeny Grinko dinliyorsanız iste o zaman benim gibi hissedebilirsiniz. Kemanın veya piyanonun her tınısında gözleriniz dolmaya başladığında neden herkesleşmek  istemediğinizi anlarsınız. Kendinizden ödün vermek zorunda kaldığınız anların acısını hep o zaman çıkarırsınız. Hayat gailenizi hep o zaman hatırlarsınız.

Ne garip değil mi gece…

Benim gibilere yuvayken, bazılarına zulüm. Benim gibilere yarenken, bazılarına ölüm. İtiraf etmek gerekir ki herkesin ihtiyacı var hem geceye hem gündüze. Hadi o gündüzü sevenlerinizden biri bugün geceyi yaşamadan ersin sabaha. Mümkün mü? Tam tersi de aynı hiddette. Gündüzü yaşamadan varabilmek imkansız geceye. O yüzden daha keyifli bence. Sırf o ecel saatleri yaşayabilmek için heyecanla beklemek gündüzden geceyi. Ne büyük haz. Kişisel zevkler tabii bunlar. Saygı duyarım karşıt görüşlere.

Saygımı duyarım duymasına da Necip Fazıl’ ın bir şiirini eklemeden geçemeyeceğim sanırım bu yazıya;

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?

Radyo programından hallice bu iç döküşümü okuyup benimle beraber olduğunuz için görebildiğiniz yıldızlarca teşekkür ederim.

Huzurla kalın.

Ha bu arada;

Evgeny Grinko şahane müzisyen.

Reklamlar