Her şeyden geçtim artık. Tek derdim tutunabilmek.
Yaralarım var, yaraların var. Yaralayanlar, yaralananlar, yaraladıklarımız var. Unutamadığımız, anımsadığımızda canımızı yakan anılarımız var. Böyle olmak zorundamı herşey? İnsan gerçekten acılarla mı büyür? Bilemiyorum ama galiba kanun bu, döngü böyle işliyor. ufacık bir an. Sadece ufacık bir bakışma, ufacık bir söz yada ufacık bir dokunuş bütün hayatınıza yön verebiliyor. Bütün ‘Yara’ meseleleri bu ufacıklarla başlayabiliyor. Benim bahsetmek istediğim bu değil ama. Her zaman söylediğim, yaşamaya da öyle çalıştığım, asıl mesele şu an. Şu an ne durumdayız? Ben kendi adıma şu anımı kurtardığıma, artık yaralarımın kabuk attığına, kırıklarımın yenlerini kusarak sağlamlaştığına inanıyorum. Lakin! Bu demek değildir ki eski ben, kırılmadan önce ki ben geri döndü. Aşık oldum, kırıldım, yaralandım. Bitti. Dağıldım önce, paramparça oldum, her yanım yara bere oldu. Uzun süre kaldım böyle, çünkü toydum, bilmiyordum sıralamayı. Ne olmalıydı, neler yapmalıydım bilmiyordum. Sonra acılarla olgunlaşan, büyüyen kesime katıldım farkında olmadan. Dediğim gibi çok toydum ve 3 yıl sürdü benim, ben olmam. Bütün evreleri sırasıyla yaşadım. Önce inkar ettim, sonra öfkelendim, sonra mutlu olduğum ana geri dönebilmek için pazarlık ettim olmadı, depresyona girdim. Hatta ben girmedim, doğrudan daldım ve uzun bir müddet kaldım orada. Sonra birden bire kendimi son evrede buldum; kabullenme. Kabullendim her şeyi. İyileşme sürecine girdim. Kırıklarımı kontrol ettim, yaralarıma tuz bastım, dağılan benliğimi ararken daha iyimi buldum ve  bakım, onarımlarımı tamamlayıp yeni bir ben oldum. Şimdi aslında bahsetmek istediğim yerdeyim. Tutunabilmek. Bu kadar çok şeyden sonra şimdi nedense yeni bir kalbe düşmek üzere olduğumu düşünüyorum. Düşünüyorum ama tutunabilir miyim bilmiyorum. Hayat devam ediyor, ben kendimi bir toz zerresi olmaktan asla alıkoyamıyorum. Hayaller kuruyorum, kendime inanıyorum ve gidiyorum. Kendimi bildim bileli bu böyle. Doğru bildiklerimin, istediğim ve inandığım şeylerin peşinden koşarken, hiç tutunamadım. Zerre ben savrulurken başka bir zerreye tutunayım dedim, dağıldım. Toparlandım, büyüdüm. Çiğ tanesi oldum artık. Yine savrulmak üzereyim. Pişman değilim. Hiç bir zaman olmadım, ama yoruldum. Durup nefes almak istediğimde; ya itildim, ya tutunamadım kaydım. Karşımda olmasa da bana bakan bir çiğ tanesiyle beraberim bu ara. Uzaklaşmak istemediğim, yakınlaşmaktan korktuğum… Tekrar dağılmaktan mı korkuyorum yoksa tutunamamaktan mı bilmiyorum. Mürekkep hokkalarından da korkardım küçükken, kalemimi yutar, yada yazımı batırır diye. Şimdi ellerimde, yazılarımda hokkaya ihtiyaç kalmadan kara. Yorulduğumda hokka, kalemimi tutardı. Şimdi ben yorgunken, o çiğ tanesi de beni tutar mı?

Reklamlar