Tekinsiz bir mecrada dolanan, Mecnun ‘du gönlüm.

Umut ışığını kaybetmiş ve derin yaralıydı.

Zamanın sonsuzluğunda kaybolurken hayallerim,

üzerime yıkılan sadece kendi varlığımdı.

Oturmuyordu taşlar yerine ve yükleri ağırdı.

Bir bedel vardı, ödenmesi gereken, ama suçlu kayıptı.

Belirirken zihnimde kelimeler,

kayboluyordu keder.

Ve zaman, elbette durup beni beklemezken,

güvendiğim dağlardan başkası değildi üzerime yıkılan.

Kaldım enkaz, kollarım kalkmaz.

Kaldım ben enkaz, sesim duyulmaz.

Susmadım, haykırdım.

Sesimi duyanın olmadığını bile bile haykırdım.

Gözlerim kanarcasına , soluğum kesilircesine ağladım.

Haykırdım ama;

kimsenin duymayacağını bile bile,

kimsenin yardım etmeyeceğini bile bile.

Haykırdım akıp giden zamana ve zamandı beni üzen aslında.

Beklentiler, yaşananlar, hayaller,

gerçekler hep farklıydı.

‘Ya bi dinlesene beni. ‘ dedim birilerine;

bencildiler ve umurlarında olmadı yaralarım.

‘Önceliklerim var. ‘ dedim birilerine,

duyduğum ‘Aman şimdiyi mi buldun sende. ‘

‘Yardım edeyim. ‘ dedim birilerine,

duydum hep ‘Sana mı kaldım ben be.’

Yaralı bir Mecnun ‘dum kalabalıklarda,

herkesin gördüğü, kimsenin duymadığı.

İstediğim sadece, bir birey olduğumu kabul ettirmekti,

sesim çıkmadı.

Çıkanı duyanda, güldü geçti.

O kadar zaman önce vazgeçtim ki, tutunmaya çalışmaktan,

hayatın savurmasına izin verdim oradan oraya.

Ama bilmediğiniz bir şey vardı;

ben savrulurken de yaşıyorum.

Tutulacak sözlerim vardı verdiğim,

tutmaya kalktığımda hatırlayan olmadı.

Ben bir yakut zannederken kendimi,

hiç kimse bilmedi değerimi.

Bir nisan yağmuruydum , insanların hayatlarında,

herkes şemsiyesiyle kaçıp gitti.

Parlamaya çalıştıkça ben,

herkes kendi tozunu üzerime itti.

Yılmadım, savaştım.

Geri dönerim sandım.

Fırtınayla beraber,

ömrüm gitti.

Reklamlar