Merhaba.

Hayat ne kadar garip değil mi? Size onu anlatalı daha 1 yıl bile olmamışken, şimdi onu uğurlayışımı anlatacağım. Zor, acı ve gerçek bir hikaye.

20150704_050033

Hayatımda ki herkes bana onun beni kanattığını ve bu yüzden gerçekten mutlu olamadığımı söylüyordu. Her söyleyenle biraz daha inatlaştım, her söyleyene biraz daha ters davrandım. Sonra, sonra fark ettim ki aslında doğru söylüyorlar ve inatlaştığım sadece kendimim. Döndüm kendime ve dedim ki ‘Ne oluyor ya? Neden? Ne yaptı bana bu kadar? Neden bu inadım?’ Cevap bulamadım. Gerçekten. Artık dank etme zamanı gelmişti sanırım. Ben ona koştukça o adım adım başkasına ilerliyordu. Ben için için yandıkça, o başkası için parlıyordu. Ben edebiyatlar parçaladıkça, o beni parçalıyordu.

Kesin ve net kararlar almak zorunda olduğum, geleceğime yön verme çalışmalarına başladığım bir dönemdeyim. Öyle yeni bir felsefi akıma veya yeni bir kitabın konusuna dalarak aldığım kararlar değil bunlar. Hayatın gerçekleri. Hayat tüm küstahlığıyla üzerime gelirken fark ettim ki; artık büyüyorum. O saçmalamalar, çocuksu hareketler, şımarmalar kurtaramayacak artık beni. Kendi bildiğimi okumazsam mahvedecek herkes beni. Herkes derken, gerçekten herkesten bahsediyorum. İkizi olan şanslılardan değilseniz eğer, sizde dünyaya yalnız geldiniz. Yalnız başınızasınız bu hayatta. Her konuda. Ve size daha acısını da söyleyeyim mi? Yalnız öleceksiniz. En güvendiğim dağlar bile üzerime yıkılırken anladım ben bunu ve zaten o hiç yoktu. Her ne kadar ben kendimi onun beni anladığına inandırsam da, o her zaman benimle desem de, yoktu o. Hiç olmadı. Ben sadece kendime bir hayalet yarattım ve o hayaletle yaşadım. 1268 gün. Dile bile zor değil mi söylemesi? Bence de.

Ben de artık kendi iç dünyamda yaşadıklarımda sonra kesin bir karar verip, önce olan bütün iletişimimi kopardım. Elbette hayatımda attığım en zor adımlardan biriydi. Ama buna alışabilirdim. Nitekim alıştım da. Sırada daha zor olan adımlar vardı. Kendimi tanıdığım için bunu alıştıra alıştıra yapacaktım. Önce tüm mecralarda açık olan bildirimlerini kapadım. Daha sonra günde 35 kez profillerini kontrol etmek yerine haftada 1’e düşürdüm. Bunlara da alışınca artık sıra, onu hayatımdan gerçekten çıkarmama en büyük yardımı olan adımdaydı. Bütün takip ve arkadaşlıklarımı sildim mecralardan. Söylediklerinizi duyar gibiyim. ‘Nasıl yani öyle internetten aşk mı yaşanır? Ya her yerden silince sanki unutuyor musun?’ ve benzeri şeyler geçiyor muhtemelen aklınızdan. Haklısınız. Ama bizim ki gerçekten bu statüde bir aşktı. Düzeltiyorum; benim ki. Tabii ki sadece sanal bir ilişkiye bu kadar bağlanacak bir aptal değilim. Öncesinde yaşanmış bir 3 ayımız var bizim Pasaklı Kontes’imle. Onu da size burada anlatmıştım. Ama sonrası koca bir; hiç.

Böyle kalem kalem, sicim sicim, canımı acıta acıta sildim içerimden onu. Hiç hatırlamıyor da değilim konuşmalarımızı, anılarımızı, elbette hatırlıyorum ama artık eskisi kadar acıtmıyor sadece. Asıl mesele önce kafada bitirmekmiş öğrendim. Gerisi teferruata kalıyor. Her noktasını ezbere bildiğim yüzü, hiç tutmadığım küçük elleri, sarıldığında yüzünün boynuma oturuşu hepsi hala aklımda. Ama sadece naif birer anı hepsi. Ben unutmak istemeyenlerdenim. Hani bir  röportajda diyor ya abinin biri ‘Niye unutayım ki, ben unutmak için mi sevdim?’ diye. Bende öyle düşünüyorum. Geçirdiğimiz güzel günleri unutmamalı, ki hatta daha iyilerini yaşaya bilmek için hep taze tutmalı. Sadece acı vermesini, hayatımın önüne geçmesini engelleyip, yoluma bakabilmem kafiydi benim için. Bende öyle yaptım. Hayatımı engellemesini ve her istediğinde gelip kalbimi koklamasını engelledim.

Bu da böyleli bir yazı oldu. Hayatımın gerçeklerini sizlerle paylaşmayı sevdiğimi #İtirafEdiyorum yazılarımdan biliyorsunuz zaten. #İtirafEdiyorum ‘a buradan #İirafEdiyorum2 ‘ ye de buradan ulaşıp, okuyabilirsiniz.

Huzurla kalın.

Reklamlar