Çok uzun zamandır burayla hiç ilgilenmediğimi fark etmemle beraber bu yazıya başlamam arasında yaklaşık 2 tık süresi var sanırım. Hayat tempomun yükseldiği ve eğlenmeye başladığım dönemlerimdeyim ondan sebep hep. Sizleri derhal hayatınızda okuduğunuz, okuyacağınız en saçma yazıyla baş başa bırakıyorum…

Mesela kırmızıyı, maviden daha çok seviyorum.

Akustik ve canlı performansları dinlemeyi, stüdyo kayıtlarını dinlemekten daha çok seviyorum.

Rap müzik dinlemeyi sevdiğimi itiraf ediyorum!

İnsanlar arasında ayrımcılık yaptığımı itiraf ediyorum.

Bencil biri olduğumu bildiğimi ve bundan gocunmadığımı itiraf ediyorum!

Üstsüz bir şekilde, saatlerce ayna karşısında kendimi izlemeyi seviyorum.

Bir çok kez sahneye çıkmış olmama rağmen hala sahneden korkuyorum!

Bulaşık yıkamayı, yemek yapmaktan daha fazla seviyorum.

Düşünmeden konuşmayı seviyorum.

İnsanların beni kırdıklarından daha fazla acı çektiklerini, kırıldıklarını görmeyi seviyorum.

Açaili çayını kahveden daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum!

Senelerdir aynı kişiye bağlı kalmak acı verse de vazgeçmemeyi seviyorum.

Sinan Akçıl’ın slow şarkılarının sözlerini sevdiğimi itiraf ediyorum!

Detaylara takılmayı, ayrıntıları didiklemeyi seviyorum.

Sevmediğim insanlara, sırf birileri yüzünden katlanmaktan nefret ediyorum.

Sıkıldığım, bunaldığım, gerildiğim ortamlardan uçarcasına kaçmayı seviyorum!

Aşk Yeniden dizisini Medcezir’ den çok daha fazla sevdiğimi itiraf ediyorum.

Mandalinayı ananastan daha fazla seviyorum.

Etsiz sebze yemeği yemekten nefret ediyorum.

Bu blogu sırf kendimi daha iyi hissetmek, boş vakitlerimi değerlendirmek için açtığımı itiraf ediyorum.! Dışarıdan her ne kadar burada yaşadığımı sansanız da sadece kafamı boşaltmak için ve içimden geldiği gibi yazmak istediğim için buradayım. Okumamanızdan gocunmam, okumanızdan memnuniyet duyarım.

İlgi odağı olmayı seviyorum!

Elle tutulur çok fazla yanı olmasa da hayatımdan kesitler paylaşmayı seviyorum.

Söyleme tarzımın, söylediklerimden daha etkili olmasını seviyorum.

Hala her doğum günümde Hogwarts mektubumu beklediğimi itiraf ediyorum.

İlgimi çekmeyen, beni ilgilendirmeyen şeyleri anlattığınızda, yanıma sadece dert yanmak için geldiğinizde suratınıza bakmamaktan büyük haz alıyorum.

Haşlanmış mısırı midyeden, kahvaltıyı pizzadan daha çok seviyorum.

Ellerimin ve ayaklarımın çirkinliğini seviyorum!

İşinize gelmeyen şeyler yaptığımda, kendimi mutlu hissettiğim şeyler yaptığımda beni yargılamanızdan nefret ediyorum.

Bazı konularda fikrimi almanıza rağmen bildiğinizi okumanızdan nefret ediyorum.

Derdimi kederimi arkadaşlarıma anlatmak yerine içime attığımı, acımı içimde yaşadığımı itiraf ediyorum!

Karşınızda ki gülümsemenin ardındakileri görememenizden iğreniyorum.

Vize final döneminde ders çalışmadığımı itiraf ediyorum!

Okulum veya bölümüm sorulduğunda 7 senedir itinayla öğrendiklerimi özetlemekten nefret ediyorum.

Benim de duygularım olduğunu görmezden gelenlerden nefret ediyorum.

Ebru Gündeş’in sesini dinlediğim tüm sanatçıların seslerinden çok daha fazla sevdiğimi itiraf ediyorum.

Snapchat’ i Instagram’ dan çok daha fazla seviyorum.

Ayakkabılarımı pantolonlarımdan daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum.

Sırf daha az insan izlesin, dinlesin diye izlediğim bazı şeyleri dinlediğim bazı şeyleri kimse söylemeyip kendime sakladığımı itiraf ediyorum.

Arkadaşlarımı birbirlerinden ve diğer arkadaşlarından kıskanmaktan nefret etsem de elimde olmadan olay çıkarıyorum.

Herkes çok şikayetçi olsa da bazı şeyleri trip atarak fark ettirmeye bayılıyorum.

Sevgilimin olmayışını bir eksiklik değil lüks olarak gördüğümü itiraf ediyorum.

Yazının başında ne yazacağımı belirlemediğim için böyle şeyler yazdığımı itiraf ediyorum.

Video çekmeyi, fotoğraf çekmekten daha çok seviyorum.

Bu yazı çok saçma ve uzun olduğu için okumamanızdan korkuyorum.

o yüzden derhal bitiriyorum 🙂

Huzurla kalın…

Reklamlar